11 Ekim 2017 Çarşamba

TMMOB JMO: "TÜRKİYE PETROLLERİ A.O. PARÇALANIYOR!.. TPAO ÖZELLEŞTİRİLMESİNİN(BÖLME, PARÇALAMA VE PEŞKEŞ ÇEKME) ADIMLARI BİRER BİRER ATILIYOR"

TÜRKİYE PETROLLERİ A.O. PARÇALANIYOR!
TPAO ÖZELLEŞTİRİLMESİNİN (MENFUR) ADIMLARI BİRER BİRER ATILIYOR
20 Temmuz 2017 tarih ve 30129 sayılı Resmi Gazetede, OHAL döneminde çıkarılan 2017/10472 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ham petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri kapsamında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına ait Sondaj, workover, kuyu tamamlama ve jeofizik operasyonları servis hizmetlerine ait her türlü araç, iş makinesi, kule, gemi, diğer ekipman, malzeme, sondaj park sahaları ve müştemilatı Turkish Petroleum International Company’ye (TPIC) bedelsiz olarak devredilmiştir.
Bu karar ile, ülkemizin ham petrol ve doğal gaz arama ve üretim alanında en önemli stratejik kamu kuruluşu olan Türkiye Petrolleri A.O. (TPAO) parçalanarak küçültülmüş ve özelleştirilmesi süreci hızlandırılmıştır.
1954 yılında kurulan TPAO’nun dünya petrol sektöründe olduğu gibi; önce arama, üretim, taşıma, rafinaj ve dağıtım bütünlüğü parçalanmış, sonra bünyesindeki İPRAGAZ, PETKİM, DİTAŞ, TÜPRAŞ, POAŞ birer birer özelleştirilmiştir. Daha sonra, Petrol Kanunlarında yapılan değişiklikler ile TPAO’nun devlet adına petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunan bir kuruluş olduğu kanundan çıkarılmış, bundan kaynaklanan kamu yararına yönelik önemli ayrıcalıkları da kaldırılmıştır. TPAO; ülke enerji ihtiyacı gözetilmeksizin lime lime edilerek özelleştirilirken, ülkemizde bugün yılda ortalama 60 milyar dolar enerjiye kaynak aktaran ve dışa bağımlı bir ülke haline getirilmiştir. Oysa aynı süreçlerde kurulan ve ülkemiz gibi petrol üreticisi olmayan İtalya’nın devlet şirketi ENİ bugün arama, üretim, sondaj vb. teknik çalışmalarda dünyanın sayılı büyük firmalarından biri haline gelmiştir.
Ayrıca yakın zamanda, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO), Bakanlar Kurulu kararı ile, kendisine devredilen kurum ve kuruluşları istediği gibi satma ve devretme yetkisine sahip, hisselerinin tamamı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı`na ait olan her türlü denetimden de muaf olarak keyfi yönetimli “Türkiye Varlık Fonu A.Ş.’ne” devredilmiş; TPAO’nun halkın gözünden kaçırılarak gizlice özelleştirilmesinin bir zemini daha hazırlanmıştır.
TPAO üzerinde oynanan oyunlar bununla da bitmemiş; halen TBMM gündeminde olan İş Mahkemeleri Kanunu Tasarısı’na eklenen bir madde ile TPAO’da toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında çalışan personelin iş ilişkisi nedeniyle her türlü hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin dava ve işlerin iş mahkemelerinde görüleceği hükmü getirilerek; Anayasa’ya ve yargı kararlarına aykırı şekilde binlerce kapsam dışı kamu görevlisinin hukuki statüsünü değiştirilip iş güvenceleri yok edilerek kolayca işten çıkarılmalarının önü açılmıştır.
Son olarak yapılan sondaj, workover, kuyu tamamlama ve jeofizik operasyonları servis hizmetleri ve bunlarla ilgili her türlü personel, malzeme ve ekipmanın TPIC ‘e devreden düzenleme ile de en karlı kuruluşlarımızdan bir olan ancak, yetersiz yönetim anlayışı ile bilinçli olarak zarar ettirilen TPAO’nun özelleştirilmesi sürecinde sona yaklaşılmıştır.
Bu devir kararı ile, TPIC’in yurt dışı ve yurt dışında sahip olduğu petrol ruhsatları TPAO’ya devredilecek; bu hizmetlerde çalışan TPAO personeli de bir protokol ile zorunlu olarak TPİC’e geçecektir. Yine aynı karar ile, TPAO projeleri kapsamındaki bu hizmetler de ücreti karşılığında TPIC’ten alınacak ve TPIC adına tescil edilen petrol sahalarındaki üretimden TPIC gelir payı alacaktır.
Ülkemizde petrol arama ve üretiminde bugüne kadar yapılan jeofizik saha faaliyetlerinin % 85’ini, sondaj faaliyetlerinin % 60’ını kamu yararı doğrultusunda faaliyet gösteren bir kamu kuruluşu olarak gerçekleştiren TPAO’nun vermiş olduğu bu hizmetler, artık Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketine ait olan ve yurtdışında vergi cenneti adalarda bir offshore şirketi olarak kurulan Turkish Petroleum International Company’e (TPIC) devredilmiş olacak; TPAO’nun Türkiye’nin jeolojik olarak en riskli bölgelerinde, tartışmalı denizlerinde kar amacı gütmeksizin petrol potansiyelimizi ortaya koymak için yürüttüğü bu faaliyetler de artık son bulacaktır.
Diğer taraftan, TPAO bünyesinde bu hizmetleri yürüten ve kamu hizmetinden uzak, sadece kar odaklı özel sektör mantığıyla çalışan TPIC’e geçecek olan mühendis ve işçi tüm çalışanlar kazanılmış özlük haklarından yoksun, güvencesiz bir çalışmaya mahkum olacaklar; emekliliği dolanlar veya 55 yaşına gelmiş olanlar res’en emekli edileceklerdir.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası olarak bir kez daha ifade ediyoruz.
Ülkemizin zorlu jeolojik koşullarında kamu adına petrol arama ve üretim faaliyetlerinde bulunarak; ülkemizdeki jeolojik saha faaliyetlerinin %90’ını, jeofizik saha faaliyetlerinin % 85’ini, sondaj faaliyetlerinin % 60’ını, ülkemizdeki ham petrolün %71’ini, doğal gazın %51’ini üreten, Azerbaycan projeleri kapsamında, bugün yerli üretimden daha fazla üretimi ülkemize kazandıran Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın özelleştirilmesine yönelik adımlara son verilmelidir.
İnsan kaynağı, ekipman ve teknik yetkinlik anlamında önemli bir birikime sahip olan Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın tasfiye edilmesine, küçültülerek yok edilmesine yol açan; Kurumun Türkiye Varlık Fonu A.Ş.’ne devredilmesinden, İş Mahkemeleri Kanun tasarısı ile personelin keyfi kararlarla tasfiyesinden, sondaj, kuyu tamamlama ve jeofizik hizmetlerinin TPIC’e devredilmesine yönelik kararlardan derhal vazgeçilmelidir.
Arama ve Üretim faaliyetlerinin ayrılmaz parçası olan sondaj, kuyu tamamlama ve jeofizik hizmetleri TPAO bünyesinde kalmalı; bir kamu kuruluşumuz olan TPAO, petrol arama, üretim, taşıma, rafinaj ve dağıtım bütünlüğü içinde ilk kuruluş yapısına yeniden kavuşturulmalıdır.
Enerjide yılda ortalama 60 milyar dolar açık veren ve dışa bağımlı hale getirilen ülkemizde; TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın özelleştirilmesine, ülkemizin göz bebeği olan TPAO üzerinde oynanan oyunlara dün olduğu gibi bundan sonra da karşı durmaya devam edecektir.
Bilimle, emekle, umutla, inatla..
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası
Yönetim Kurulu 

RAPORU "OKUMAK İÇİN" LİNK: http://www.tmmob.org.tr/sites/www.tmmob.org.tr/files/turkiye_petrolleri_raporu_tmmob_2017.pdf

15 Eylül 2017 Cuma

"TÜRKİYE’NİN MUSUL VİLAYETİ PETROPOLİTİĞİ", Bekir Aydoğan / Ekopolitik Araştırmacıs (GÜNCEL'E DAİR HABER-MAKALE)

TÜRKİYE’NİN MUSUL VİLAYETİ PETROPOLİTİĞİ
Bekir Aydoğan / Ekopolitik Araştırmacısı
“Irak’ın önde gelen ihraç ürünleri marul ve salatalık olsa ve büyük petrol sahaları da Güney Pasifik’te yer alsa idi, ABD’nin yine de bu ülkeyi özgürleştireceğine inanmak için bizim yönetenlere sıra dışı bir teslimiyetimiz gerekirdi.”(1)
Vietnam Savaşı, Arap-İsrail çatışmaları, Körfez, Kosova ve Irak Savaşı’ndaki insan hakları ihlallerine muhalif duruşuyla bilinen Noam Chomsky; 2003 Irak Savaşı’na ilişkin 2006 yılında böylesi bir açıklama getiriyor ve bu sözler bize; ABD Başkanı Jimmy Carter’ın 23 Ocak 1980 günü,“Basra Körfezi petrolüne erişim yaşamsal bir ulusal çıkarımızdır. Bu çıkarımızı korumak için ABD, askeri güç kullanımı da dâhil her vasıtayı kullanmaya hazırdır.” (2) deyişini hatırlatıyor.
DÜNYA PETROL REZERVLERİNİN %69.7’SİNE SAHİP ORTA DOĞU
Bugün dünya petrol rezervlerinin %69.7’sini (3) oluşturan, siyasi çalkantı ve askeri müdahalelerin çok sık yaşandığı Ortadoğu; bundan yaklaşık 1 asır önce büyük ölçüde Osmanlı Devleti sınırları içerisinde bulunuyor, sahip olduğu stratejik konum ve yer altı zenginlikleri bakımından sanayileşen devletlerinin ilgisini cezbediyordu. Dönemin bu özellikteki bölgeleri, devletlerin buralarda izlenen politikalarını ve üstü kapalı da olsa geleceğe ilişkin planlarını belirlemede etkili oluyordu. Zira bugün olduğu gibi, 1980’lerde ve 20. yüzyılın başlarında da buna ilişkin izler bulabiliyoruz. Bu konuda dönemin İngiltere Donanma Bakanı Walter Hume Long, 23 Mart 1920 günü yaptığı bir konuşmada şunları dile getirmiştir; “Dünyadaki bilinen petrol yataklarını ele geçirebilirsek, dilediğimiz gibi kullanabiliriz. Eğer, Büyük Britanya ‘ele geçirilebilir’ petrol sahalarına sahip olma fırsatını elinden kaçırırsa, Hükümet ‘ulusal çıkarlar bakımından en uygun zamanda harekete geçmemekle suçlanacaktır.’
Olağan dışı fırsatların eşiğindeyiz; ya biz bu kapıdan girmek için gerekeni yapacağız veya başkaları girecek ve geleceğin anahtarına sahip olacaklardır.”(4) Aslında Carter ve Long’un bu sözleri; devletlerin petropolitiği, ‘ulusal çıkar’ kavramıyla ne kadar yakın tuttuklarını gösterir ve zaten 21. yüzyılın Avrasya üzerinde mücadele ile geçeceğini söyleyen Bill Clinton da, 20. yüzyılın Ortadoğu petrollerine yönelik savaşlarla geçtiğini dile getirmiş ve belki de bu öngörüyle geleceğin anahtarına sahip olma konusunda ülkesinin ciddiyetini ortaya koymuştur. Bu noktada ‘ulusal çıkar’olarak görülen petrol politikalarının güç uygulayarak değil, uluslararası antlaşmalar nezdinde sürdürülmesi ve ülkelerin iç işlerine müdahale olmaksızın izlenmesi gerektiği de söylenmelidir.
20. yüzyılın başlarına döndüğümüzde göreceğimiz manzara şudur ki; Osmanlı Devleti üç kıtaya yayılmış geniş topraklarına rağmen bir türlü sanayileşmesini tamamlayamamış, petrol yatakları ve kullanım hakları ile ilgili açık ve net bir petrol politikası güdemediğinden hudutları dışında ve hatta içinde gerçekleşen petrol mücadelesinin uzağında kalmıştır. Önceleri Osmanlı Devleti’nin yanında yer alan batılı ülkeler rakipleri arttıkça ve sömürge alanları daraldıkça bölge üzerinde kullanım hakları ve imtiyazlar edinmiş; üstelik süreç ilerledikçe bununla da yetinmeyerek menfaatleri doğrultusunda mutlak güce sahip olma düşüncesiyle hareket etmişlerdir.(5) Ticari anlaşmalar, demiryolu projeleri ve rekabet içerisinde olan petrol firmalarının mücadeleleri; tüm Ortadoğu’yu kapsamakla birlikte, dönemin hegemon ülkesi olan İngiltere’nin sömürge yollarına giden şimdiki Irak dâhilindeki Basra Körfezi’nde de gerçekleşiyordu.
İngiltere için Basra Körfezi’nin güvenliği denizden Kıbrıs Adası ile olduğu kadar da, karadan da Musul Vilayeti çevresiyle sağlama alınmalı ve bölgenin sahip olduğu yer altı zenginlikleri de mutlak suretle kullanılmalıydı. Bu amaçlar dâhilinde geçen Birinci Dünya Savaşı sonucunda Türkiye ile bir takım görüşmeler ve antlaşmalar yapılmış; Musul Vilayeti’nin statüsüne ve bölgeden elde edilen petrol üzerindeki haklara ilişkin kararlar verilmiştir.
Çizmiş olduğumuz temelden güçle, makalenin esas ayağını oluşturan Türkiye’nin Musul Vilayeti petrolü üzerindeki haklarına geçebilir ve batılı devlet adamlarının ‘ulusal çıkar’ şeklinde tanımladığı petropolitiğin ülkemiz tarafından Musul petrolleri için nasıl uygulandığını görebiliriz.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN KURULUŞU VE MUSUL PETROLÜ
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulumundan itibaren Osmanlı Devleti’nden kalma borçların ödenmesi, savaştan yeni çıkan bir milletin ülkeyi kalkındırması açısından olumsuz bir etken olmuş; öte yandan Musul petrolleri üzerinde Türkiye’nin 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Antlaşması’ndan doğan hakları, hem bu borçların ödenmesini hem de ülkenin kalkınmasını sağlayacak maddi gelirin umudu olmuştur. Bu noktada Ankara Antlaşması ve bu antlaşmanın içerisinde geçen 14 Mart 1925 tarihli Irak hükümeti ile -antlaşmanın imzalandığı tarihte hisselerinin çoğu İngilizlere ait olan ve adı 1929 yılında Irak Petrol Şirketi olarak değiştirilen- Turkish Petroleum Şirketi arasında yapılan antlaşma, Musul petrolleri üzerinde yapacağımız analizin odak noktasını oluşturmaktadır.
Başbakanlık Arşivi’nden alınan Ankara Antlaşması’nın petrol hisseleriyle ilgili 14. maddesini incelediğimizde konuya referans olabileceğini görebiliriz. Üçüncü Fasıl, Ahkâm-ı Umumiye Madde -14: Her iki memleket arasında menafi-i müştereke sahasını tevsi etmek maksadıyla Irak Hükümeti işbu muahedenin mevki’i meriyete vaz’ı tarihlerinden itibaren yirmi beş sene müddetle berveçh-i zir alacağı aidatın yüzde onunu Türkiye Hükümeti’ne tediye edecektir. 
A)14 Mart 925 tarihli imtiyaz mukavelesinin onuncu maddesi mucibince ‘Turkish Petroleum Campany’den,
B) Bâlâdaki imtiyaz mukavelesinin altıncı maddesi mucibince petrol ihraç edebilecek olan şirketlerden veya eşhastan,
C) Bâlâda zikredilen imtiyaznamenin 33. maddesi mucibince teşekkül edebilecek olan muavin şirketlerden.”(6) 5 Haziran 1926 tarihindeki Ankara Antlaşması’nın -“Türkiye ile İngiltere ve Irak arasında Türk Irak Sınırı ve İyi Komşuluk İlişkileri Andlaşması”- 14’üncü maddesini şu şekilde açıklayabiliriz;
Irak Hükümeti, işbu Andlaşmanın yürürlüğe konulması gününden başlayarak 25 yıl süre ile aşağıda gösterilen gelirlerin % 10’unu Türkiye Hükümetine ödeyecektir.
A) 14 Mart 1925 günlü Ayrıcalık Sözleşmesi’nin 10. Maddesi uyarınca “Turkish Petroleum” Şirketinden,
B) Yukarıda anılan Ayrıcalık Sözleşmesi’nin 6. Maddesi uyarınca petrol ihraç edebilecek olan ortaklıklardan ya da kişilerden, C) Söz konusu Ayrıcalık Sözleşmesi’nin 33. Maddesi uyarınca kurulabilecek yan ortaklıklardan.(7) Ayrıca Türkiye, Irak gelirlerinden alacağı ‘royalty’ hakkından 5 Haziran 1926’dan itibaren 500.000 sterlin karşılığında 12 ay içinde vaz geçebilecektir.
Bu minvalde; 14 Haziran 1926’da Ankara Antlaşması Irak Meclisi tarafından kabul edildikten sonra Türk basınında Türkiye’nin 500 000 sterlin alarak %10’luk payından vazgeçtiği yazılmış ve bu haberlerin yanlış olduğuna dair açıklama 17 Haziran tarihinde Anadolu Ajansı vasıtasıyla yapılmıştır.(8) Bu konuda detaylı açıklamaların bulunduğu “İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik” adlı kitabın yazarı-20. ve 21. dönem Ankara Milletvekilliği ile Başbakan Yardımcılığı ve Milli Eğitim Bakanlığı yapan- Hikmet Uluğbay’a göre Türkiye, Ankara Antlaşması’nın ekinde yer alan 500 bin sterlinlik toptan ödemeyi seçtiğine ilişkin olarak, antlaşmadan itibaren 12 ay içerisinde Irak Hükümetine bir bildirimde bulunmamıştır. Değiştirilen mektup notasında toptan ödemenin tercih edilmesi hâlinde bu seçimini 12 ay zarfında Irak Hükümetine bildirme zorunluluğu vardır. Türkiye, böyle bir bildirimde bulunmadığından, Turkish Petrol Şirketi’nin Irak Hükümeti’ne ödeyeceği royalti gelirinin yüzde 10’unu alma hakkını tercih etmiştir.
1934 yılında başlayan, 1958 yılına kadar Bütçe Kanunlarının, Devletin gelir kaynaklarının gösterildiği “B” Cetvellerine “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alacak” diye bir gelir kaleminin konulmaya başlanması ise buna somut bir kanıttır. Aynı alacak, 1959-1985 yılları arasında da Bütçe Kanununun metni içine bir madde hükmü olarak konulmaya devam etmiştir.
İkinci kanıt ise 1934-1954 dönemine ait “Kesin Hesap Kanunları”nda “Sözleşmesi Gereğince Musul Petrollerinden Alınan” hükmü çerçevesinde yapılan tahsilat rakamlarına yer verilmesidir.(9) Hem o dönemin resmi açıklamalarından hem de Hikmet Uluğbay’ın yaptığı araştırmalardan Türkiye’nin 500 bin sterlin ödemesini seçmediğini anlayabiliriz. Bu noktada Ankara Antlaşması’nda geçen Turkish Petroleum Şirketi’nin Irak petrolleri üzerinde sahip olduğu hakları, Türkiye’nin sahibi olduğu petrol gelirleri hakkını etkilediğinden, T.P. Şirketinin ne gibi haklara sahip olduğunu da vurgulamak gerekir. “Türk Petrol Limited Şirketi’nin Irak Hükümeti ile imzaladığı, 14 Mart 1925 tarihli Sözleşme’nin bazı maddeleri: Madde 1- Hükümet, şirkete aşağıda belirtilen şartlarda, petrol, nafta, doğalgaz, ozokerit (yermumu) maddelerinin ve türevlerinin aranması, çıkarılması, işletilmesi, taşınması ve satılması ile ilgili ticari faaliyetlerde bulunma ayrıcalık hakkını vermiştir.
Madde 3- Bu sözleşmenin ilişkili olduğu alan bundan böyle “tanımlanmış alan” olarak anılacaktır. Aksine hüküm olmadıkça, transfer edilmiş bölgeler hariç Irak’ı ve eskiden Basra Vilayeti olarak anılan bölgeyi kapsayacaktır. Irak’ın hudutları belirlendiğinde, “tanımlanmış alanın” sınırlarını açıkça belirleyecek ayrı bir sözleşme hükümet ile şirket arasında icra edilecektir.
Madde 10- Bu sözleşme ile tanınmış ayrıcalıkla ilgili olarak, şirket, hükümete birinci maddede belirtilen maddelerin tonu başına royalti ödemesinde bulunacaktır. Royalti aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır; (1) İhraç için inşa edilecek boru hattının tamamlanmasından itibaren yirmi yıl süre ile ton başına dört (altın) şilin olacaktır.” Bu konuda Uluğbay’a göre; Irak Hükümeti ile Türk Petrol Şirketi arasında imzalanan 14 Mart 1925 tarihli Ayrıcalık Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi ile ayrıcalık hakkının kapsamı belirlenmiştir. Buna göre, Irak Hükümeti, ülkesinde şirkete “petrol, nafta, doğalgaz, ozokerit (yermumu) maddelerinin ve türevlerinin aranması, çıkarılması, işletilmesi v.b. ticari faaliyetlerde bulunma hakkını” vermiştir.
Görüldüğü üzere, Irak Hükümeti’nin, dolayısı ile Türkiye’nin royalti hakkı sadece petrolle sınırlı olmayıp, sayılan bütün maddelerle ilgilidir. Aynı şekilde Sözleşme’nin 3. maddesine göre royalti sadece Musul Vilayeti’ni değil, tüm Irak topraklarında yukarıda sayılan maddelerin işletilmesi ve ticaretini kapsamaktadır.(10)
İhsan Şerif Kaymaz’a göre ise Irak hükümeti ile Turkish Petroleum Şirketi’nin arasındaki anlaşmanın esasları şu şekildedir: Irak Hükümeti’nin T.P.C.’nin yönetim kurulunda oy hakkı bulunmayacak; yalnızca şirketin üretim alanını ve yönetim bürolarını denetleme yetkisi olacaktı. Bir başka deyişle Irak, şirketin, üretim, işletme ve dış satımla ilgili karar sürecinin dışında bırakılıyordu. Ayrıcalık alanı, Basra Vilâyeti’nin bir bölümüyle transfer edilen topraklar dışındaki Irak arazisinin tamamını kapsıyordu. Bu, Irak’ın toplam yüzölçümünün üçte ikisine denk gelen bir alandı. Ayrıcalığın süresi yetmiş beş yıl olacaktı.
Şirket, 1927 yılı Kasım ayına değin, kendi belirleyeceği, her biri sekiz mil kare alanındaki yirmi dört üretim bölgesinde çalışmalara başlayacak; 1931 yılı Mart ayına dek toplam 36.000 feet, yaklaşık11.500 metre derinliğinde test sondajı tamamlanacak; izleyen her yıl da 12.000 feet yaklaşık 4.000 metre yeni sondaj yapılacak; bu işlem, petrol alanları işletmeye açılıp, petrolün boru hatlarıyla uygun limanlara ulaştırılmasına dek sürdürülecekti. Test sondajı tamamlandıktan sonra dört yıl içinde yani 1935 yılı sonuna değin petrolü denize ulaştıracak boru hatları yapılacaktı. Şirketin, petrolün çıkarılması, işletilmesi, depolanması ve nakliyesi için getireceği her türlü araç-gereç, gümrük vergi, resim, harçlarından; şirketin üretip satacağı petrol de dış satım vergisinden muaf tutulacaktı. Irak’a üretilen petrol için ton başına dört şilin royalty ödenecek; söz konusu ödeme, boru hattının tamamlanmasından başlayarak yirmi yıl süreyle (yani kabaca 1955 yılı sonuna dek) yapılacaktı. Yirmi yılın sonunda royalty miktarı kazanç-kayıp oranına göre artırılacak ya da azaltılacaktı. Bu süre boyunca, Irak’ın iç gereksinimleri karşılanmadan dışarıya petrol satılmayacak, yetmişbeş yılın sonunda Irak, şirketin, ülkedeki tüm taşınmaz mal varlığının sahibi sayılacaktı.(11)
Görüldüğü gibi Türkiye’nin elde edeceği petrol gelirleri Uluğbay’a göre Irak’ın tümünü kapsamakla birlikte geliri ödenecek ürün sadece petrol ile sınırlı değildir ve royalty birim miktarı, ilk yirmi yıl için sabitlenmiştir. Kaymaz’a göre ise Irak’ın toplam yüzölçümünün üçte ikilik kısmını kapsamaktadır.
Bir diğer önemli konu ise Türkiye’ye ödemelerin ne zaman yapılacağı ile ilgilidir. Ankara Antlaşması’nın 14. Maddesi’nde bu konu her ne kadar antlaşmanın imzalanmasına müteakip şeklinde belirlenmişse de, petrolün transfer edileceği boru hatları henüz tamamlanmadığından bu konu, Irak Hükümeti ile Irak Petrol Şirketi arasında 19 Mayıs 1931 günü yapılan ek sözleşmeyle ele alınmıştır. Buna göre şirket, Irak Hükümeti’ne boru hattının tamamlanmasına kadar her yıl 400 bin sterlin ödemesi yapmayı kabul etmiş ve ödenecek miktarların yarısı ileride ödenecek royaltiden mahsup edilmiştir. Uluğbay’a göre Türkiye ile Irak arasında 11 Ocak 1932 tarihinde imzalanan bir antlaşma çerçevesinde değiştirilen mektup notası, royalty ödemelerini 1931 yılında başlatacak belgeler içeriyor ve bu nedenle Türkiye 1931-1955 yılları döneminde 25 yıl süre ile royalty tahsili elde etmesi gerekiyordur.
Boru hatlarının tamamlanma tarihi Uluğbay’a göre 1934 yılında gerçekleşmiştir ve bu sebepten ötürü 1935 yılında başlanacak ödemeler, Türkiye ile Irak hükümeti arasındaki anlaşma gereğince 1931 yılında başlatılmıştır. Prof. Dr. Nevin Coşar’a göre; Türkiye, 1931 yılından 1951 yılına kadar 1945 yılı hariç ödemeleri tahsil etmiş, 1954 yılında ise 1945 yılında ödenmeyen ücretin yerine Irak hükümetince Türkiye’ye bir ödeme yapılmıştır. Ayrıca 1931’de tahsilatın başlamış olmasına rağmen Irak hükümeti, ödemenin Ankara Antlaşması’nı müteakip 25 yıl süreceğini iddia ettiğinden ödemeleri durdurmuştur.(12) Hikmet Uluğbay, Nevin Coşar’dan farklı olarak royalty(13)ödemelerinin 1935 yılında tamamlanan boru hattından dolayı 1931 değil de 1935 yılında başladığını, ondan öncekilerin T.P Şirketi’nin Irak hükümetine ödediği avans gelirleri olduğunu yazmıştır. Ayrıca Uluğbay hazırladığı ödemeler tablosuna(14) göre, Türkiye’nin 3,5 milyon sterline karşılık gelen bir tahsilat yaptığını; ama 26 milyon sterlin değerinde alacağının da var olduğunu ileri sürmüştür. Dolar olarak düşünüldüğünde bu tutar; 72.8 milyon, günümüz petrol değerleri üzerinden hesaplandığında 755.2 milyon ve 1955 yılı sonrası faiz oranlarını kullanarak hesaplandığında ise 1.644.7 milyon dolar olarak karşımıza çıkıyordur.(15)
Yine Uluğbay’a göre, 1950’li yıllarda Irak’ın ödemeleri yapmamasında Türkiye’deki hükümet değişimleri ve Amerika tarafından yapılan Marshall Planı dahilindeki mali yardımlar da etkili olmuştur.
İlhan Uzgel ve Ömer Kürkçüoğlu ise; Hikmet Uluğbay’ın konuyla ilgili yaptığı araştırmaları en güncel çalışma olarak nitelemiş ve ek saptamalarda bulunmuşlardır. 
1954-1955 döneminde Türkiye Irak’la birlikte Bağdat Paktı’nı kurduğu için ilişkiler iyileşmiş, 1958’e kadar bu fasıl (Türkiye’nin Irak’tan alacakları) bütçeden çıkartılmış, fakat 1959 bütçesine tekrar konulmuştur. 
Çünkü 1958’de bu ülkede General Kasım darbesi yapılmış bulunmaktadır. Yalnız, darbeden sonra, artık bu alacak bütçedeki gelir cetveli içinde değil, ayrı bir bütçe maddesi olarak gösterilmiştir. Bundan amaç, bütçe maddeleri TBMM’de ayrı ayrı tartışıldığından, konunun altını çizmek ve alacağı daha güçlü dile getirmektir.
Bu uygulama da 1980’lere dek devam etmiş; fakat Özal iktidarı sırasında Orta Doğu ülkeleriyle ve özellikle Irak’la ticari ilişkiler geliştirildiği için tahsil edilmeyen; ama Türkiye’nin bu alacağını unutmadığını gösteren söz konusu madde; Hazine, Dışişleri Bakanlığı ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın da olumlu görüşleriyle 1986’dan itibaren bütçeden çıkarılmıştır.(16)
Türkiye’nin 5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile elde ettiği petrol gelirlerinin kendisine tam olarak ödenmediği mevcut belgeler ışığında ortadadır. Hikmet Uluğbay, Nevin Coşar ve konuyla ilgili araştırma yapan birçokları, alacak rakamları konusunda somut verilere ulaşmışlardır. Bahsi geçen miktarlar Türkiye’nin kalkınmasına ve gelişme hızına olumlu etki edecek yönde olmakla, Türk Dışişleri’nin dikkatinden kaçmayacak ‘ulusal çıkar’ nispetindedir.
*Bekir Aydoğan/Ekopolitik Araştırmacısı
Kaynakça:
[1]-Buncombe Andrew, “Saddam: The question that will live on”, The Independent Online December 30, 2006
[2]-Klare T. Michael, “Blood and Oil”, Metropolitan Books, s. 46.
[3]-http://www.opec.org/opec_web/en/data_graphs/330.htm
[4]-Hornbeck Stanley K., “The Struggle for Petroleum”. The Annals of The American Academy of Political and Social Sciences Cilt CXII, Mart 192, s. 164.
[5]-Ayrıntılı bilgi için bkz: Bekir Aydoğan, 20. Yüzyıl Başlarında Petrol ve Ortadoğu
[6]-26 Temmuz 1946 tarihli Başbakanlık Yazı İşleri ve Sicil Müdürlüğünden çıkmış, Türkiye – İngiltere ve Irak Hükümetleri Beyninde Ankara’da 5 Haziran 1926 Tarihinde Münakit Hudut ve Münesabat-ı Haseney-i Hemcivarî Muahedenamesi (Kanun: 911) Konulu Arşiv Belgesi, Dosya No: 402A254, Fon Kodu: 30.10.0.0, Yer No: 226.522..15. numaralı arşiv belgesi, Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Ankara.
[7]-Soysal İsmail, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları Cilt I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, s. 313.
[8]-Tahir Kodal, Musul Sorunu (Türk Basınına Göre, 1923-1926), Ankara, 2002, s. 413.
[9]-Ayrıntılı Bilgi için Bakınız: Global Enerji Dergisi, 20. Sayı, Irak Petrolleri ve Royalti Alacakları
[10]-Uluğbay Hikmet, İmparatorluktan Cumhuriyete Petropolitik, Ayraç Yayınları 2003, s. 517.
[11]-İhsan Şerif Kaymaz, Musul Sorunu, s. 559.
[12]-Ayrıntılı tablo için bakınız: Nevin Coşar, “Musul Petrollerinden Türkiye Bütçesine Gelen Paralar”, Tarih ve Toplum Dergisi, c. VII, No: 38, İstanbul, 1977, s. 14.
[13]- “ Türkiye’ye Irak petrol üretiminden ödenmesi gereken %10’luk hisse”
[14]-Uluğbay, a.g.e
[15]-Ayrıntılı bilgi için bakınız: Uluğbay, a.g.e. , s. 456. ,457.
[16]-Baskın Oran, ed., Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşı’ndan Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar I.Cilt, İstanbul: İletişim Yayınları, 2006, s. 269. , 270.
***
Aşiret reisi olmaya dahi karakter ve kabiliyeti kifayet etmeyen Çapulcu Barzani'ye: "STATÜKO ANTE" mutlaka dayatılmalı; İki Yüzlü Kalleş ve Küstah ABD'ye: "Küre, DİYARBAKIR Kaçak Üssü ve İNCİRLİK'e" ACİLEN, DERHAL ve MUTLAKA KAPATMA" Yaptırımı Uygulanmalıdır. 
BARZANİ’YE KARŞI ELİMİZDEKİ BÜYÜK KOZ: "STATÜKO ANTE"
AHMET TAKAN
Çapulcu başı Barzani, ateşe odun taşımakta ısrarcı… Küstahça meydan okumaya devam ediyor. 25 Eylül’de Kuzey Irak’ta bağımsızlık konusunda referandum düzenleyeceğini her gün papağan gibi tekrarlıyor. Dış destekçileri hepinizin bildiği gibi. Sırtını sıvazlayıp duruyor!.. İran referanduma şiddetle karşı çıkıyor. Peşmerge paçavrasını Türkiye’de göndere çeken AKP iktidarı sessiz kalarak çapulcu başına ve sözde Kürt devletine desteğini sürdürüyor. Peki, bu duruma karşı, Türkiye çaresiz mi?.. Eli kolu bağlı mı?.. Uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hakları yok mu?.. Tabii ki var. Hem de kapı gibi!.. Ama bunların gündeme getirilmesi ve harekete geçilmesi için önce millî bir Hükümet gerekli.
Bu kirli oyunun perde arkasını daha da netleştirmek için yıllar öncesine dönelim;
Sene 2002… ABD’nin Bahreyn Manama’da konuşlu 5’inci Deniz Kuvvetleri Filosu’nun Komutanı Koramiral Timoty Keatings, Ürdün Amman’da katıldığı bir resepsiyonda Türk Askeri Ataşesi’ne önemli açıklamalarda bulunur… Koramiral Keatings, "ABD’nin, İngiltere ve Türkiye ile birlikte Irak’ta savaşa girmek istediğini ve Saddam yönetiminin devrilmesi sonrasında Irak’ı üçe bölerek kuzeyde Kürt Devleti orta bölgede Sünni Devleti ve güneyde Şii Devleti kuracaklarını" söyler.
Türk Askeri Ataşesi’nin, "Kuzey Irak’ta 3,5 milyon Türk var, onlar ne olacak?" sorusuna verilen cevap daha da ilginçtir. Keatings, "Kuzey Irak’taki Türkler, kurulacak Kürt Devletinin egemenliği altında yaşarlar, beğenmezlerse Türkiye’ye giderler" der. Bunun üzerine Türk Askeri Ataşesi, şiddetli bir tepki gösterir, "Irak’ın üçe bölünmesi halinde 5 Haziran 1926 Antlaşması’nın geçerliliğini yitireceği ve ‘statüko ante’ye dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak bölgesinin Türk toprağı olacağını" ABD’li generalin suratına haykırır. Türk Askeri Ataşesi’nin, "ABD’nin kurmak istediği devlet Kürt Devleti mi yoksa İkinci İsrail Devleti mi" sorusuna karşılık olarak Koramiral Keatings, "yorum yok" demekle yetinir, pabucun pahalı olduğunu görünce hemen oracıktan sıvışır!..
Merak ettiniz değil mi bu Türk Askeri Ataşesi’nin kimliğini?.. YENİÇAĞ okurları çok yakından tanır. Yıllardır Ege’deki adalarımızın Yunanistan tarafından nasıl işgal edildiğini belgeleriyle ortaya çıkaran ve yılmadan mücadelesini sürdüren, Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay AlbayÜmit Yalım.
Yıllar önce, bizzat kendisinden dinlediğim bu olayı yazmak için müsaadesini aldığım Ümit Yalım ile, "Barzani’nin karşısında Türkiye çaresiz mi?"yi konuştuk. Yalım, tarihi gelişimi sıraladıktan sonra" Bağımsız Kürt Devleti" ifadesinin tamamen paravan olup Kuzey Irak’ta kurulacak olan İkinci İsrail Devleti‘ni gizlemek için kullanıldığının altını çizdi, "referandumun gerçekleşmesi ve bağımsız devlet kurulmasına karar verilmesi halinde Türkiye ve İran, İkinci İsrail Devleti ile komşu olacak"dedi. AKP iktidarının da Barzani’ye zemin hazırladığını örnekleriyle anlatan Ümit Yalım şunları söyledi:
"Amerika, Irak Savaşı sonrasında Saddam yönetimini devirdikten sonra, Kerkük-Ürdün-Hayfa/İsrail Petrol Boru Hattını açmak istedi. Ancak Ürdün Hükümeti boru hattını açmayı kabul etmedi. Amerika, Ürdün’ün açmadığı petrol boru hattı yerine daha kolay bir yol seçti ve petrolün Türkiye üzerinden Akdeniz’e çıkarılmasını sağladı. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümeti, boru hattını işletmeye açarak Barzani yönetimine hayat öpücüğü verdi ve İsrail’in petrol maliyetlerini düşürdü. Barzani, PKK terör örgütüne silah, mühimmat, yiyecek ve giyecek desteği sağlıyor. Yani Türkiye üzerinden Akdeniz’e çıkarılan petrol, Mehmetçiğe kurşun olarak geri dönüyor."
"Kuzey Irak’ta İkinci İsrail Devletinin kurulması halinde Irak’ın güney bölgesinde bulunan Şiilerin de İran ile birleşmesi kaçınılmaz bir durumdur. Böyle bir birleşme bölgedeki gerilimi iyice artıracaktır" diyen Ümit Yalım, Türkiye’nin haklarını nasıl savunabileceğini tane tane anlattı:
"Türkiye ile Irak arasındaki sınırı belirleyen ve komşuluk ilişkilerini düzenleyen Ankara Antlaşması, 5 Haziran 1926 tarihinde, Türkiye, Irak ve İngiltere arasında imzalanmıştır. Antlaşmanın1’inci maddesi ile Türk-Irak hududu, Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihinde kararlaştırıldığı şekilde (Brüksel Sınır Çizgisi) kesinleşmiştir. Kuzey Irak’ta bağımsız bir devlet kurulması halinde1926 Ankara Antlaşması ile Milletler Cemiyeti’nin 29 Ekim 1924 tarihli kararı ortadan kalkmış olacaktır. Böyle bir durumda ‘statüko ante’ye dönülerek Musul ve Kerkük petrol alanları dahil olmak üzere Kuzey Irak bölgesi yeniden Türk toprağı olacaktır.
Türkiye ne yapmalı?
Türkiye, 1926 Ankara Antlaşması’nın tarafları olan İngiltere ve Irak nezdinde diplomatik girişimlerde bulunmalı, tarafları referandumun neden olacağı vahim sonuçlar konusunda uyarmalı ve referandumun yapılmasına kesinlikle engel olmalıdır.
Türkiye, İngiltere ve Irak’ın yeterli tepki vermemesi halinde 29 Mart 1946 Türkiye-Irak Dostluk ve iyi Komşuluk Antlaşması’nın 11’inci maddesinden kaynaklanan hakkını kullanarak uygun tedbirlerle referanduma engel olmalıdır. Anılan madde Türkiye’ye, Irak’ın ülke bütünlüğüne yönelik hareketlere karşı engel olma yetkisi vermektedir.
Kuzey Irak-Ceyhan boru hattı derhal kapatılmalı; Barzani’nin Türkiye’de bulunan paravan şirketlerine el konulmalıdır.
1926 Ankara Antlaşması’nın taraflarına, ABD ve Birleşmiş Milletler’e, Kuzey Irak’ta referandum yapılması halinde Türkiye’nin "statüko ante"den kaynaklanan hakkını kullanacağı diplomatik nota ile duyurulmalıdır." 
Lozan’ı beğenmeyenler!.. Her şey ortada… Haydi bakalım görelim sizi!..

18 Ağustos 2017 Cuma

BATMAN'DAN YÜKSELEN BİR ÇIĞLIK "TP'DE NEREDEN NEREYE !..." HABER: ARİF ARSLAN

TP’DE (TPAO'DA) 
NEREDEN NEREYE!..
Arif ARSLAN
haber.gazete@hotmail.com 
(BATMAN: 07 Ağustos 2017)
Türkiye Petrollerinin daha da küçülmemesine karşı son günlerde bazı STK ve Oda Başkanlarının temsilcilerinin peş peşe açıklamaları dikkat çekici. Geç kalmış açıklamaların hiçbir karşılığı ve değeri de olmaz.
Türkiye Petrolleri küçülürken, petrol emekçileri hızla emekliye doğru giderken, Batman ne yazık ki sınıfta kaldı.
SINIFTA KALAN İL’İZ
Batman’ı var eden 63 yıllık Türkiye Petrolleri, artık küçük bir Üretim ağırlıklı İşletme konumunda.
Türkiye Petrollerinin daha da küçülmemesine yönelik şu günlerde bazı STK ve Oda Başkanlarının açıklamalarının bir karşılığı da olmaz. Çünkü bu şehirdeki STK’lar, Türkiye Petrolleri konusunda sınıfta kaldı.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kaldırıldı, yerine ‘TP’ geldi. Çalışanların çoğu artık ya ‘TPİC’ çatısı altında görev yapacak ya da gönüllü esaslı emekliliği tercih edecek.
Petrol emekçilerinin 3’te biri şu günlerde emekliliği düşünürken, bazı STK ve Oda temsilcilerinin desteği ne yazık ki vitrine yöneliktir.
Türkiye Petrollerinin küçüldüğü dönemde eylemlerde yalnız bırakılan Petrol-İş sendikasıydı. Buradaki petrol kuruluşları küçüldüğünde Batman sınıfta kalmıştı.
TP İşletme Müdürlüğü’nün başına yerli bir yönetici atandı ama o’nun elinde de sihirli bir değnek yok.
Batman Bölge Müdürlüğü’nde 1300 işçi yakında 1000’nin altına düşecek.
Nereden nereye…
Batman; Petrol-İş hareketine önemli isimler kazandırmış bir İl olmasına rağmen, Türkiye Petrollerinin küçülmesinde ve petrolcülerin eyleminde sınıfta kalmıştır. Emekçi kesim yalnız bırakıldı. O bildiğimiz Batman’ın lokomotifi sayılan o eski TPAO artık yok.
Küçük bir işletme Üretim Müdürlüğü kaldı Batman’da. Bu kuruluşa şu günlerde sahip çıkılmazsa çok değil, 5-10 yıl gibi bir süreçte ‘Kara altın’ın başkenti unvanından da olacağız. Resmi Gazete’de Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kararının kaldırılmasının ardından bir süredir sessizlik içinde olan ve STK temsilcilerinin peş peşe basın açıklamaları vitrine yönelik değil de nedir?
Yazık, çok yazık…
KENDİLERİNİ BATMANLI GÖRMEYENLER
Ne yazık ki bu şehirde yaşayanların büyükçe bir bölümü kendini Batmanlı görmüyor.
Bu sorunla ilgili çokça yazıyoruz.
63 Yıl önce ‘Kara altın’ın bulunmasıyla bu şehir bölgenin dört bir yanından göç aldı. Komşu il Diyarbakır’ın Bismil ilçesinin Tepe beldesindenim ama merhum babam bizi 3-4 yaşında iken buraya getirdi.
O gün bugün hep kendimi Batmanlı olarak tanımladım.
Çünkü içimde hep Batman’a bir bağ vardı.
Çevremde böyle olmayanlara hep içerlendim.
İnsanlar 50-60 yıl önce buraya göç etmiş, çocukları burada doğmuş, büyümüş. Burada torun sahibi olmuş. Kendini geldiği yerle tanımlıyor.
Bırakın 50-60 yılı daha öncesinden bile buraya gelenler bile kendilerini geldikleri yerin bir parçası görüyor.
Arabasının plakasında bir şekilde geldiğinin ‘il’i olsun’ istiyor.
Bu şehrin aldığı göçler bölgenin dört bir yanıyla sınırlı kalmamış, Kuzey Irak’tan Suriye’ye kadar her taraftan göç almış bir şehir.
Dolayısıyla göçle gelen insanların kendi kültürlerini yaşatma çabalarını anlıyorum ve de saygı duyuyorum…
Ancak bu şehrin de bir kültürü, bu şehrin de bir halkı olmalı.
Bu şehirde yaşayan yüz binler, kendini ‘Batman’lı olarak tanımlamalı.
Bu şehrin geleceğinde kendini Batmanlı olarak tanımlayanlar söz sahibi olmalı.
Bu şehrin çocukları, ancak 72 plakayla gurur duymalılar.
72 sevgisi, Batman aşkı için bu şehri yönetenler kafa yormalı.
İnsanların kendilerini buraya ait hissetmeleri için çaba gösterilmeli.

11 Ağustos 2017 Cuma

ENTERESAN!.. BU HAFTA İÇİNDE AÇIKLANAN 2016 YILI "VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDEKİ (En Çok Kurumlar Vergisi Ödeyen) GİZLİ LİDER" (Şu, vaktiyle bizim kurduğumuz Doğalgazcı) BOTAŞ ÇIKTI!.."

‘GİZLENEN’ VERGİ REKORTMENİ BELLİ OLDU

GELİR VERGİSİ REKORTMENLERİ AÇIKLANDI. 2016 YILINA İLİŞKİN GELİR VERGİSİ GİZLİ REKORTMENİNİN BOTAŞ OLDUĞU ORTAYA ÇIKTI.
2016 yılına ilişkin kurumlar vergisi rekortmenler listesinin ilk sırasında isminin açıklanmasını istemeyen bir kurum yer aldı. Kurumun bu tavrı ise merak konusu oldu. Hürriyet yazarı Sefer Levent gizlenen rekortmenin BOTAŞ olduğunu yazdı. BOTAŞ’ın sitesinde yer alan 2016 bilançosunu inceleyen Levent “BOTAŞ kurumlar vergisine konu olan 2016 bilançosunu zaten kendi internet sitesinden duyurmuştu. BOTAŞ’ın resmi internet sitesindeki bilanço incelendiğinde mahçup ya da gizli şampiyonun BOTAŞ olduğu net bir şekilde görülüyor. 2015 yılında 541 milyon lira kar elde eden BOTAŞ geçtiğimiz yılı 8.9 milyar liralık kar ile kapatmış” diye yazdı.
VERGİ REKORTMENLERİ LİSTESİNDEKİ GİZLİ LİDER BOTAŞ ÇIKTI
Maliye Bakanlığı'nın yayınladığı vergi rekortmenleri listesindeki gizli lider BOTAŞ çıktı. 2016'da 1.9 milyar TL vergi ödeyen BOTAŞ, şampiyon oldu.
Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı bu yıl 2016'da vergi şampiyonu olan kurumları kimseye haber vermeden internet sitesine koydu. En ilginç rakam ise bu yıl vergi şampiyonu olan kurumun adının açıklanmamasıydı. En çok vergi ödeyen ikinci kurum ise geçen yılların şampiyonu Ziraat Bankası1 milyar 863 milyon lira vergi ödedi. Şampiyon kurumun ise doğal olarak vergisinin bu rakamın üstünde olması yani en az 1.9 milyar lira civarında olması gerekiyor. Bu vergi ise en az 8 milyar liralık bir kâr rakamının olması gerektiği anlamına geliyor. Gazete Habertürk'ten Rahim AK'ın haberine göre, Türkiye'de bu büyüklükte kâr eden tek kurum ise Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ yani kısa adı ile BOTAŞ'tan başkası değil. BOTAŞ, 2015'te 2.4 milyar lira kâr ederken bu tutar 2016'da 8.1 milyar liraya çıktı.
REKOR KÂR FİYAT VE KURDAN
BOTAŞ'ın rekor kârının nedeni ise 2016'da dünya doğalgaz fiyatlarının (MMBTU) 3 bin dolardan bin 639 dolara inmesi ve bunun yanı sıra dolar kurunun da 3 liranın üstünden 2.79'a kadar gerilmesi. Böylece hem kurdan hem satış maliyetinden avantajlı hale gelen BOTAŞ'ın kâr rakamı 3.5 kat artmış oldu. Kurumun satışları 2015'te 37 milyar liraydı. Bu rakam fiyatın düşmesiyle 29 milyar liraya indi. Doğalgazın BOTAŞ'a maliyeti ise 34 milyar liradan 21 milyar liraya geriledi. Böylece vergi öncesi faaliyet kârı rakamı 2 milyar 357 milyondan 7 milyar 996 milyona tırmandı. 2015'te karşılık ve önceki dönem giderleri nedeniyle vergi ödenecek bir tutar oluşmayan kurumun 2016 vergisi 1 milyar 998 milyon lira oldu. Net kâr rakamı ise 6 milyar 935 milyon TL olarak gerçekleşti. Bu kârda Merkez Bankası'nın da rolü oldu. Merkez'in BOTAŞ için yaptığı döviz alımları şirketin gaz satın alma maliyetlerine avantaj sağladı. Türkiye'nin ithal ettiği doğalgazı, Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ (BOTAŞ) dağıtım şirketlerine belirli bir bedel üzerinden satıyor. Dağıtıcılar da aldıkları doğalgazı üzerine kârlarını koyarak hanelere ve işyerlerine ulaştırıyor.
VERGİYİ YÜZDE 26 TIRMANDIRDI
BOTAŞ'ın da etkisiyle 2016'da kurumlar vergisi tutarı % 26 artarak 37 milyar liradan 46.9 milyar liraya tırmandı. Kurumlar vergisi 2015'te yüzde 5 ve 2014'te yüzde 11 artabilmişti.
İSTE BOTAŞ'IN 2016 YILI BİLANÇOSU








Kurum 2016'da safi kârını 3.5 kat artırarak 8.6 milyar liraya çıkardı ve 1.9 milyar lira vergi ödedi. BOTAŞ'ın 8.1 milyarlık rekor kârı ile Maliye Bakanlığı, Kurumlar Vergisi'nde önemli bir gelir elde etti. Maliye Bakanı Naci Ağbal, Türkiye'de yüzde 20 olan Kurumlar Vergisi oranının tahsilatı ve yatırımları artırmak için ileride indirilebileceğini açıklamıştı.

DOĞALGAZ FATURASI 1 YILDA YAKLAŞIK YÜZDE 27 GERİLEDİ
BOTAŞ, 2010'da doğalgazın standart metreküpünü (Sm3) dağıtıcılara 0.4713 TL'den verdi. Aradan geçen süre içerisinde BOTAŞ'ın doğalgaz fiyatları 0.8484 TL'ye kadar çıksa da 2016'da bu fiyat 0.7041 TL oldu. 2016'nın başından itibaren petrol ve doğalgaz fiyatlarının da etkisiyle Türkiye'nin doğalgaz faturası azaldı. 2012'de 42.3 milyar dolarlık doğalgaz ithalatı yapan Türkiye, doğalgaza 2015'te 24.8 milyar dolar, 2016'da ise yaklaşık 16 milyar dolar ödedi. BOTAŞ'ın faturası ise dolar bazında yüzde 27 gerileme ile 2015'te ortalama 230 dolardan 180 dolara kadar inen doğalgaz fiyatı ile birlikte yaklaşık 7.5 (21 milyar TL) milyar dolara indi. Dolar kuru da gerileyince Türk Lirası bazında geliri önemli oranda arttı.
ZİRAAT BANKASI 1.8 MİLYAR TL İLE İKİNCİ

İLK 10 REKORTMENİN 8'İ BANKALARDAN
2015'te listenin zirvesinde Merkez Bankası, 2014'te Ziraat Bankası yer almıştı. İkinci Ziraat Bankası'na 1 milyar 863 milyon 822 bin 27 lira vergi tahakkuk ettirildi. 2015 yılında listenin ilk sırasındaki Merkez Bankası, tahakkuk ettirilen 1 milyar 625 milyon 60 bin 930 lira ile 3. sırada yer aldı. Kurumlar Vergisi rekortmenlerini, sırasıyla Garanti Bankası, Akbank, Türkiye İş Bankası, Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi Bankası, Türkiye Halk Bankası, Elektrik Üretim AŞ izledi. Türkiye Halk Bankası'nın katılımıyla listenin ilk 10 sırasındaki banka sayısı 8'e çıktı. Listede bankacılığın yanı sıra telekomünikasyon, enerji, inşaat, çimento, şirketleri ön plana çıktı. İlk 100'e giren kurum ve şirketlerden 27'si ise isminin açıklanmasını istemedi.
ÇOK ÖNEMLİ BİR ANALİZ, YORUM VE KATKI
EY OLİGARŞİK TEKELCİ!
NECATİ DOĞRU
15 yıllık yönetim mayasının içinden bir de “tekelci…” çıktı! 
Bekledim. 
Normal olarak “Ey oligarşik tekelci… Sen benim başı örtülü bacıma, camiye giden inanmışıma, Anadolu Kaplanı işadamıma bunu nasıl yaparsın…” diye kızacak.
Haddini bildirecek.
Boşa bekledim.
Bir haykırış olmadı.
Kabullendiler.
“Oligarşik tekelci büyük sermaye, Batı'yla bir oldu bizi devirmeye, iktidarımızı bitirmeye çalışıyor, bunu başarabilmek için de ekonomimizle oynuyor, bizi halkın gözünde başarısız göstermeye çalışıyor…”  iddiası yere düşmüş taze yumurta gibi oldu. 15 yıllık (mevcut) yönetimin içinden “oligarşik tekelcilik” de çıktı.
Sessiz kabullendiler.
Gördünüz değil mi!
Özel ve devlet bütün şirketler; ilk 10, ilk 20, ilk 50, ilk 100 diye sıralandı, liste yayınlandı. 
Bu listenin en başındaki ilk 10'unun birincisi yani en yüksek kurumlar vergisini ödeyen şirket, ismini gizledi.
İsim yeri boş bırakıldı.
Şerefli bir iş yapmış.
Kazanmış.
Vergisini de ödüyor.
Bunu niçin gizliyor?
Tuhaf!
Çok tuhaf kaçtı!
*  *  *
O, devlet şirketiydi.
Devlet tekeli.
Tek el.
Tek yetkili.
Tek alıcı.
Tek satıcı.
Tek fiyat koyucu.
Oligarşik gücü var.
Herkes ona mahkum.
Ülkenin ihtiyacı olan doğal gazı Rusya'dan o alıyor. Alış fiyatının üstüne boru hattı işletme giderlerini koyuyor.  Kârını da koyuyor. Belediyelere (evlere, dükkanlara, işyerlerine) fabrikalara, doğal gazdan elektrik üreten santrallere o satıyor. Vatandaşın, fabrika sahibinin gidip doğal gaz alabileceği bir başka el yok.
Doğal olarak.
Normal olarak.
Küresel ilke olarak.
Akılcı ekonomik davranış olarak.  Petrol fiyatları ve ona bağlı olarak doğal gaz fiyatları dünyada düştüğü zaman onun da düşürmesi, arttığı zaman da haklı olarak yükseltmesi gerekir.
Fakat o ne yaptı?
Doğal gaz fiyatı arttığı zaman yükü kullanan halka, fabrikaya, santrale yükledi. Fakat dünyada doğal gaz fiyatı indiğinde  ise indirmedi, yine yüksek fiyata sattı.
*  *  *
Petrol dünyada düştü.
Doğal gaz da ona bağlı düştü
2013: doğal gaza ödenen:
35 milyar dolardı.
2016 doğal gaza ödenen:
15 milyar dolara kadar indi.
Bu 3 yıl içinde Türkiye'nin Rusya'dan aldığı doğal gaz birim fiyatı dolar bazında yüzde 60.7 ve Türk Lirası bazında da yüzde 33.4 ucuzladı. Ama bu ucuzlama evlerdeki doğal gaz faturalarına, fabrikalara, işyerlerine yansıtılmadı.
Halk yine pahalı doğal gaz ile ısındı, sanayici pahalı doğalgazla üretim yaptı.  Böylece BOTAŞ, kâr rekortmeni olduğu için vergi rekortmeni de oldu.
Türkiye'nin yıldızı oldu.
En kârlı şirket o oldu.
Listenin başına o oturdu.
Yaman avcı oldu.
Adam demiş ki:
Ben yaman avcıyım.
Attığım kuşu vururum.
Nasıl diye sormuşlar.
Kuşu ağaca bağlarım.
Ateş ederim.
Kuş benden kurtulamaz.
Ben yaman avcıyım!

28 Temmuz 2017 Cuma

TPAO ARAŞTIRMA MERKEZİ’NİN KADİM MENSUPLARINDAN “Prof. Dr. Volkan EDİGER” 22. DÜNYA PETROL KONGRESİ’NDE İDDİALI BİR SUNUM YAPTI

O, BİR TPAO'LU
Prof. Dr. Volkan EDİGER
bir MEDAR-I İFTİHAR
ve GURUR TABLOSU
TPAO ARAŞTIRMA MERKEZİ’NİN KADİM MENSUPLARINDAN “Prof. Dr. Volkan EDİGER” 22. DÜNYA PETROL KONGRESİ’NDE İDDİALI BİR SUNUM YAPTI
Meslek hayatına Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı Genel Müdürlüğü Araştırma Merkezi Grup Başkanlığı bünyesinde yer alan “Palinoloji Servisi’nin” kuruluşu ile başlayan “TPAO’DA YETİŞEN” Jeoloji Yüksek Mühendisi Volkan Ş. EDİGER;
9-13 Temmuz’da İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen dünyanın en kapsamlı petrol etkinliği, 22. Dünya Petrol Kongresinin “Akademisyenler kategorisinden” davetli konuşmacıları arasında idi.
Uzun yıllar TPAO’da çok başarılı eser ve hizmetlere vesile olduktan sonra ODTÜ Öğretim Üyeliği ve Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanlığı görevlerinde bulunan ve halen KADİR HAS ÜNİVERSİTESİ Öğretim Üyesi olan Prof. Dr. Volkan EDİGER;
22. Dünya Petrol Kongresinde: “dünyadaki petrol jeo-politikasındaki ana trendler” konulu çok başarılı, etkileyici, iddialı ve belirleyici bir sunum yaptı. 

26 Temmuz 2017 Çarşamba

EMEKLİ VE MEMURA BAYRAM İKRAMİYESİ & 2000'DEN SONRA EMEKLİ OLANLAR DİKKAT! AĞUSTOS'TA BELLİ OLACAK...

EMEKLİ VE MEMURA BAYRAM İKRAMİYESİ
Memura ve memur emeklisine bayramlarda ikramiye verilmesi ağustos ayında karara bağlanacak. Memur-Sen’in talebi bin 915 TL... İkramiye hayata geçerse, SSK ve Bağ-Kur emeklileri de yararlanacak. © Emekli ve memura bayram ikramiyesi Emekli ve memura bayram ikramiyesi
Ağustos ayında gerçekleştirilecek toplu sözleşme görüşmelerinde memurlara ve memur emeklilerine yönelik çok sayıda talep karara bağlanacak. Bunlardan biri de Ramazan ve Kurban bayramlarında memurlara ve memur emeklilerine ikramiye verilmesi olacak.
MÜJDE BEKLENİYOR
Hem Memur-Sen'in hem de Türkiye Kamu- Sen'in talepleri arasında yer alan ikramiye hayata geçerse, toplam 5.1 milyon memur ve memur emeklisine Kurban Bayramı öncesinde önemli bir müjde gelmiş olacak. Memurlar ve memur emeklileri için bayram ikramiyesinin hayata geçirilmesi, SSK ve Bağ- Kur emeklilerine de umut olacak. Memur-Sen'in 2 yıl önce gerçekleştirilen toplu sözleşmede memur emeklileri için talep ettiği promosyon, tüm emekliler için hayata geçirilmişti. Eğer bayram ikramiyesi kabul görürse, uygulama SSK ve Bağ-Kur emeklileri için de genişletilebilecek. Böylece emekliler, promosyon gibi bir ek gelire daha kavuşacak. Yılda 2 kez Ramazan ve Kurban bayramlarında toplu para alabilecek. Memurlara ve emeklilere bayram ikramiyesi verilmesi yıllardır gündemde. Konfederasyonlar, 2018 ve 2019 yıllarında memurların ve memur emeklilerinin mali ve sosyal haklarında yapılacak iyileştirmelerin belirleneceği 4. dönem toplu sözleşmede bayram ikramiyesini öncelikleri arasına aldı. Memur- Sen, Ramazan ve Kurban bayramlarında dini bayram ikramiyesi verilmesini, tutarın da bin 915 lira olmasını masaya taşıyacak. Karar merakla bekleniyor..
2000'DEN SONRA EMEKLİ OLANLAR DİKKAT!
AĞUSTOS'TA BELLİ OLACAK...
2000'DEN SONRA EMEKLİ OLANLARA İLİŞKİN "İTİRAZLAR HAKKINDA" ANAYASA MAHKEMESİ KARARININ "BÜYÜK BİR İHTİMALLE" AĞUSTOS'DA ÇIKMASI BEKLENİYOR... 
Türkiye'de sosyal güvenlik kurumları arasındaki farklılıklar 2008 reformuyla çözüme kavuşturuldu. Böylece Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında birleştirildi. Birçok işlem daha hızlı ve kolay hale gelirken, emeklilik sistemi ve ücretlendirme yöntemleri ise maalesef değişmedi.